Türkiye

Trakya’da Bahar Bir Başka Güzel

Trakya öyle bir yer ki; insanı, denizi, tarihi, doğasıyla sıcak ve sevecen, her geleni kendine hayran bırakmayı başarıyor. Güneşin gülümseyerek doğduğu ender bölgelerden. Her mevsim ayrı bir elbise giyip bambaşka bir güzelliğe bürünen Trakya öylesine sakin ve dingin ki burada modern hayatın keşmekeşinden bir nebze olsun sıyrılıp içinizdeki sese kulak verebiliyorsunuz. O ses çoğunlukla kıyı kasabalarından birine yerleşmenizi tembihliyor ve Trakya’dan bir türlü ayrılmak istemiyorsunuz. Bu yemyeşil bölge ağustos ayında ayçiçeklerinin de açmasıyla adeta bir renk cümbüşüne sahne oluyor. Yeşilin arasında birer altın gibi parlayan Ayçiçek tarlaları boyunca başınızı alıp gitme isteği uyandırıyor. Fakat Trakya bahar aylarında da çok güzel. Bu bahar rotanızı Trakya’ya çevirin. Orada tarih ve doğa kol kola girmiş sizi bekliyor.

Tekirdağ

Şarköy

İstanbul’a yakın oluşuyla özellikle günübirlik tatil yapmak isteyenlerin son yıllarda çokça tercih ettiği bir ilçe Şarköy. Tekirdağ’a bağlı bir ilçe olan Şarköy’e İstanbul’dan yaklaşık 3 saat gibi bir zaman diliminde kolayca ulaşılabiliyor. İstanbul’dan Şarköy’e doğru yola koyulduğunuzda size ayçiçekleri yol arkadaşlığı yapıyor. Fotoğraf makinenizi yanınıza almanızı tavsiye ediyoruz. Çünkü Şarköy dönüşünde albümünüze arka fonunun ayçiçekleri olduğu birbirinden güzel fotoğrafları yerleştirme şansına sahipsiniz.

Kış aylarında genelde sakin olan Şarköy yaz geldiğinde enerjisi ve canlılığıyla göz dolduruyor. Bu durumda mavi bayrak sahibi güzel plajının etkisi ise çok fazla. Oldukça uzun olan bu plajda doğanın güzelliği eşliğinde kulaç atarken tüm geride kalan günlerin tüm stresinden kurtulacaksınız. Bunun yanında Şarköy rüzgâr ve yamaç paraşütüne de oldukça elverişli bir konumda. Yerli halk geçimini bağcılık ve üzümden sağlıyor. Bu nedenle Şarköy’ün en bilindik tarafı şarapları. Şarköy’e yolu düşen turistler mutlaka meşhur şaraplardan satın alıyor. Özellikle Konak Şarabı artık markalaşmış durumda. Konaklama imkanının her geçen gün arttığı Şarköy’de tatilinizi geçirebileceğiniz birçok tesis de mevcut. Şarköy’ün temiz havası eşliğinde upuzun mavi bayraklı plajında yürüyüş yapmak emin olun size çok iyi gelecek. Henüz Şarköy’e hiç uğramadıysanız bir hafta sonunuzu bu güzel ilçeye ayırmanızı tavsiye ediyoruz. Şarköy’ü ve Tekirdağ’ın diğer doğal güzelliklerini keşfetmek için hemen şimdi Tekirdağ otelleri sayfasına göz atabilirsiniz.

Kumbağ

kumbağ sahil

Sırtını Ganos Dağları’na yaslamış, yeşilin ve mavinin bir arada ahenkle kaynaştığı bir belde Kumbağ. İstanbul’a yaklaşık 160 km uzaklığında yer alan Kumbağ gittikçe artan popülaritesiyle Tekirdağ’ın en önemli köşeleri arasında yer alıyor. Kumbağ’da deniz, orman, çam, kum, balık kısacası istediğiniz her şeye erişmeniz mümkün. Burada ister Marmara’nın serin sularında kulaç atın isterseniz de Ganos Dağları’nın çam ormanlarında bol oksijenli bir yürüyüşe çıkın. Seçim sizin. Bundan daha 100 yıl önce Rumların yaşadığı bir belde olan Kumbağ’da o dönemden kalma evlerin çoğu yazlık ya da pansiyon haline gelmiş olsa da sokakları adımlarken o dönemin dokusunu hissedecek, bir asır evveline açılmış kapıdan gireceksiniz. Ayrıca Kumbağ’da Rumlardan kalan taş bir şaraphane de mevcut. Yolunuz düşmüşken şaraphaneyi de ziyaret edebilirsiniz. Şarköy’e de oldukça yakın olan Kumbağ’a gelirken yol üzerindeki restoranlarda Tekirdağ köftenin tadına bakabilirsiniz. Ayrıca Trakya’nın baklavası olarak adlandırılan Hayrabolu tatlısı da tüm lezzetiyle sizleri bekliyor.

Uçmakdere

Kimseciklerin bilmediği, el değmemiş yerler arayışındaysanız Uçmakdere tam size göre. Buraya gelince kendinizi kimselerin bilmediği müthiş bir şarkıyı keşfetmiş gibi hissedecekseniz. İstanbul’a sadece 2 saatlik bir uzaklıkta yer alan Uçmakdere konumundan dolayı özellikle ilkbahar ve yaz aylarında İstanbul ve çevresinden günübirlik ziyaretçi akınına uğruyor. Uçmakdere’de yamaç paraşütü imkânınız mevcut. Ganos Dağı’nın zirvesinden masmavi Marmara Denizi’nin üzerine bir kuş misali süzüldüğünüzde hayatı iliklerinize kadar hissedeceksiniz. Dağda Tekirdağ Paraşüt Kulübü’nün eğitmenleri size her konuda yardımcı oluyor. Yaz aylarında ve ilkbaharda yüzmek kulağa hoş gelen bir fikir ama Uçmakdere özellikle sonbahar aylarında bambaşka bir güzelliğe bürünüyor. Ayva bahçelerinden üzüm bağlarına kadar geniş bir bitki varlığına sahip olan Uçmakdere’nin çehresi sonbahara doğru sarımtırak bir renge bürünüyor ve bu renk ona en az mavi ve yeşil kadar çok yakışıyor. Uçmakdere’de bir evin kapısını çaldığınızda o evde size çay yerine ev yapımı şarap ikram edilebilir. Hazırlıklı olun. Öte yandan köy kahvesinde çay ve kahve haricinde Uçmakdere’nin dağlarından toplanmış nane, kekik ve daha birçok ottan elde edilen bitki çaylarından içmenizi tavsiye ediyoruz.

Çanakkale

Gelibolu

Çanakkale Savaşı’nın kilit noktalarından olan Gelibolu bu sebepten dolayı aklımızda kahramanlık ve destanlarla yer etmiş bir yer. Gelibolu ziyareti dendiğinde birçoğumuzun aklında burada bulunan şehitlik ziyareti canlansa da Gelibolu tarihi ve doğal güzellikleriyle gezilip görülecek birçok yere sahip. Eski evler, anıtlar, türbeler, camiler ve tüm bu tarihin içerisinde safir bir taş gibi parlayan plajla Gelibolu ülkemizin nadide köşelerinden. Hem Marmara hem de Ege Denizi’ne kıyısının olmasıyla tatilcilere ikisi bir arada alternatifler sunuyor. Ziyaretçi sayısı her geçen gün artan Gelibolu’daki Hamzakoy ve hemen yanı başındaki Bayraklı Baba Türbesi son yıllarda yabancı turistler tarafından oldukça rağbet görüyor. İki denize de kıyısının olması Gelibolu’ya balıkçılık anlamında da oldukça fayda sağlıyor. Burada balık dendiğinde ise akla sardalya geliyor. Gelibolu’da tam 3 adet sardalya fabrikası mevcut. Yolunuz buraya düşerse bir akşam yemeğinde sardalya yemeden dönmemenizi tavsiye ediyoruz. Bunun dışında Çanakkale’ye özgü bir tatlı olan Peynir Tatlısı da Gelibolu ziyaretinde yenilecekler listenizde yer alsın. Gelibolu’ya gelmişken tarihi yarımadayı görmeden gitmek olmaz. Ayrıca Temmuz’un son haftası düzenlenen Sardalya Festivali de sizler için farklı bir alternatif olabilir. Gelibolu otelleri sayfasından bütçenize en uygun oteli seçtikten sonra sadece tek tıkla online rezervasyonunuzu yaptırabilirsiniz.

Adatepe

İnsanın yeşillenen doğayla hemhâl olmak istediği şu zamanlarda hem fiziksel hem de ruhsal bir dinlenme mekânı arıyorsanız Adatepe tam size göre. Masallardan çıkıp gelmiş edasıyla size daha hiç deneyimlemediğiniz türden farklı bir atmosferin kapısını aralayan Adatepe Çanakkale’nin mutlaka görülmesi gereken bölgelerinden. Yüzlerce yıl Rum ve Türklerin birlikte, kardeşçe yaşadığı bir köy olan Adatepe’de bu kardeşlikten kalan mirasları hayranlıkla izleyecekseniz. Sokaklarındaki Türk konakları ve taştan Rum evleri estetiğin zirvesinde yapılar. Adaköy’de bir de meşhur Taş Mektep var. 1985’e kadar eğitimin devam ettiği binada bu tarihten sonra öğrenci azlığından dolayı eğitim öğretim faaliyetleri durdurulmuş. Daha sonra bir grup gezgin tarafından Taş Mektep keşfedilip restore edilmiş. Bugün içerisinde çeşitli atölyelerin bulunduğu bir düşünce merkezi haline getirilen Taş Mektep özellikle yaz aylarında faaliyetlerine durmaksızın devam ediyor. Taş Mektep’ten sonra yönünüzü Zeus Altarı’na çevirin. Kaz Dağları’nın neredeyse zirvesinde bir tepe olan Zeus Atları olağanüstü manzarasıyla adeta cennetten bir köşe. Mitolojik efsanelere de konu olan Zeus Atları mutlaka görülmesi gereken yerlerden. Adatepe içerisinde bulunan zeytinyağı müzesini ziyaret etmeden ve otlu dondurmasını yemeden köyden ayrılmayın. Adatepe’de hayatınız boyunca unutamayacağınız bir tatilin planlarını yapmaya başladıysanız, sizi Adatepe otelleri sayfasına alalım.

Yeşilyurt

Huzurun, çam ormanlarının, taş evlerin ve bol oksijenin çepeçevre sardığı adeta korunmuş bir bölge Yeşilyurt. Ayvacık ilçesi sınırlarındaki Yeşilyurt mitolojide de sıkça bahsi geçen Kaz Dağları’nın eteklerinde kurulu sevimli bir köy. Şehrin ve modern yaşamın stresinden bunalıp kendinizi dinleyeceğiniz bir köşe arayışı içerisindeyseniz Yeşilyurt tüm sevecenliğiyle sizleri bekliyor. Tamamı sit alanı olarak koruma altındaki köyde tarih ve doğayla iç içe bir ortam sizleri bekliyor. Yeşilyurt’ta uzun seneler boyunca Türk ve Rumlar barış içerisinde yaşamış. Fakat Lozan Barış Anlaşması sonrası gerçekleşen mübadele ile Rum nüfusu köyden ayrılmak zorunda kalmış. Köyün adeta simgesi olan taş evlerin birçoğu bugün butik otellere dönüşmüş durumda. Köyde oksijen o kadar fazla ki havanın sizi çarpmaması mümkün değil. Hatta ziyaretçiler arasında oksijenden ötürü uykuya dalanlar oldukça fazlaymış. Ayrıca Yeşilyurt’ta bir de Köyden Kente Teknoloji Müzesi bulunuyor. 18. yüzyıldan günümüze kadar hayatımızda yer etmiş ve işlerimizi kolaylaştırmış birçok eşyanın sergilendiği müzede asırlar arasında adeta gezintiye çıkıyorsunuz. Yeşilyurt otelleri sayfasından dilediğiniz oteli seçerek rezervasyonunuzu yaptırabilir ve böylelikle daha ekonomik bir tatil planlayabilirsiniz.

Kırklareli

İğneada

Kırklareli’nin Demirköy ilçesi sınırlarında bulunan İğneada 22 kilometre uzanan sahiliyle ziyaretçilerini adeta büyülüyor. İstanbul’a da yakın olmasıyla da artı bir özelliğe sahip olan İğneada günü birlik ziyaretlerin en çok tercih edilen rotalarından. 2007’den bugüne Milli Park statüsünde bulunan İğneada’nın 3000 kişilik bir nüfusu var. Avrupa’nın en geniş longoz ormanı İğneada sınırları içerisinde bulunuyor. İğneada Longoz Ormanları Milli Parkı İğneada’da ziyaret edilecek yerlerin başında geliyor. Buradan yönünüzü Dupnisa Mağarsı’na çevirebilirsiniz.  Mağaranın içerisinde yer altı suları bulunuyor. 3 bölümü bulunan mağara tam 180 milyon yaşında. Bu kadim ve heybetli mağaraya hayran kalacaksınız. Hiç el değmemiş tertemiz bir denizde kulaç atmak isterseniz Beğendik Köyü size bu imkânı sağlıyor. Türkiye’nin en batısındaki fener olarak adlandırılan İğneada Deniz Feneri’ni de ziyaret edebilirsiniz. Uzunluğu yaklaşık 44 metre olan deniz feneri önündeki doğal plajı ile ayrı bir havaya sahip. Bunun yanında İğneada sahili uzun kumsalıyla tatilciler için rahat ve konforlu bir imkân sunuyor. Karadeniz sahili olması bakımından biraz rüzgârlı olsa da etrafını çepeçevre saran ormanlar eşliğinde kulaç atmak ayrı bir zevk. İğneada otelleri sayfasına göz attıktan sonra bütçenize en uygun oteli seçebilir ve dakikalar içerisinde online rezervasyon işleminizi tamamlayabilirsiniz.

Vize

İstanbul’a 140 metre mesafede olan hem doğası hem de tarihi zenginlikleriyle ünlü bir yer Vize. Manastır, kilise, kale ve daha birçok tarihi yapıyı barındıran Vize mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerden. İlçenin en tepe noktasında bulunan Vize Kalesi ilçeye Romalılardan miras kalmış. Kalenin inşa ediliş tarihi tam olarak bilinmese de Milattan Önce 72’de yapıldığı tahmin ediliyor. Trakya Bölgesi’ndeki tek antik tiyatro olan Odeon da Vize sınırları içerisinde bulunuyor. Odeon’un kazıları esnasında çıkan keramik, metal, cam gibi figürlerle birlikte sahne rölyefleri türlerinin en nadide örnekleri arasında. Buluntuları görmek isterseniz Kırıkkale Müzesi’ni ziyaret edebilirsiniz. 6. yüzyılda Bizans İmparatoru tarafından inşa edilen daha sonra Osmanlı tarafından camiye çevrilen Küçük Ayasofya Kilisesi de ilçe merkezinde yer alıyor. 1997 yılında onarılan yapı bugün hala cami olarak hizmet veriyor. Trakya’nın en büyük 3. mağarası olan Yanasu/Yenesu Mağarası Vize’ye 20 kilometre uzaklığında. Mağara içinde doğal bir şekilde oluşmuş sarkıt, dikit, damlataş havuzları mevcut. Çeşitli ışıklandırmalarla daha da ilgi çekici bir hale gelmiş olan Yanasu Mağarası’nı mutlaka ziyaret etmenizi tavsiye ediyoruz. Kırklareli’nin en güzel ilçelerinden biri olan Vize otelleri ile de büyüleyen bir yerleşim yeri. Otantik bir tatil deneyimi için buraya tıklayabilirsiniz.

Kıyıköy

Vize ilçesine bağlı şirin bir balıkçı köyü olan Kıyıköy nüfusunun çoğu Selanik göçmeni. Özellikle İstanbul’da yaşayanlar için ideal tatil yerlerinden olan Kıyıköy hem tarihi hem de doğal güzellikleriyle görenleri mest ediyor. Ahşap ve taştan evlerin kol kola olduğu nostaljik sokakları adımlarken kendinizi zamanda geriye gitmiş gibi hissedeceksiniz. Bu sevimli sahil kasabasında gezilecek birçok yer de mevcut. En başta kasabanın geniş bir bölümünü çevrelemiş Kıyıköy Kalesi’ni ziyaret edebilirsiniz. Bizans dönemine ait olan bu kalenin 6. yüzyılda yapıldığı tahmin ediliyor. Kazandere ile Pabuçdere arasındaki kale denize bakan bir yamacın zirvesinde yer alıyor. 4 kilometre ötedeki Selvez Koyu ise kamp yapmak için ideal yerlerden. Sandal keyfi yapmak isterseniz Pabuçdere tam size göre. Kamp ve karavan için en iyi noktalardan olan Pabuçdere sit alanı olmasından dolayı bakir bir doğayla karşımıza çıkıyor. Balık tutmayı sevenlerdenseniz burada bol bol balık avlayabilirsiniz. Bunun dışında Kıyıköy’de Kıyıköy Camisi, Aşıklar Tepesi, Liman Hamamı da ziyarete değer yerlerden. Kırklareli otelleri arasından seçim yapmak zor ama tatilinizden günler öncesinden araştırmaya başlarsanız, hem zaman kazanır hem de erken rezervasyon fırsatlarından faydalanabilirsiniz.

Edirne

Enez

Saroz Körfezi kıyılarında yer alan Enez Yunanistan ile sınırımız olan Meriç Nehri’ne oldukça yakın. Enez adı ise antik devirlerdeki Ainos isminden çevrilerek bu hali almış. Tarih içerisinde Perslerden Cenevizlilere kadar birçok uygarlığın hakimiyeti altına girmiş Enez bu çeşitlilik sayesinde oldukça geniş bir kültürel mirasa sahip. Enez’e yolunuz düştüyse gezinize Enez Kalesi’nden başlamanızı tavsiye ediyoruz. Yapım yılının tam olarak bilinmediği kalenin inşa tarihinin Bizans döneminden de eskiye dayandığı tahmin ediliyor. Yüksek bir tepede konumlanan kalenin bulunduğu noktanın Aionos Antik Kenti’nin de merkezi olduğu söyleniyor. Kaleden sonra yönünüzü Has Yunus Bey’in türbesine çevirin. Enez’i fetheden kişi olarak bilinen Has Yunus Bey’in türbesinin etrafında Osmanlı mezarları da bulunuyor. Türbenin dışındaki süslemeler ise hayret ve hayranlık uyandırıcı. Türbeden yukarı doğru çıktığınızda ise sizi Kral Kızı Bazilikası buyur ediyor. Burası aslında bir kazı alanı. Çeşitli dönemlere ait yapıların bulunduğu kazı alanında 10 adet altın sikke de bulunmuş. Enez’in belki de en popüler yerine geldi sıra. Altınkum! Dünyada kendi kendini temizleyebilen sayılı yerlerden biri olan Altınkum’da balıklarla bir arada yüzüyorsunuz. Sakin ve keyifli bir tatil için ideal. Edirne’nin en güzel sahil beldelerinden olan Enez’de tatil yapmayı düşünüyor ve henüz aradığınız oteli bulamadıysanız, buraya tıklamanız yeterli.

Edirne Merkez

Bir dönem Osmanlı’ya başkentlik yapmış kentlerden biri olan Edirne bu görevden kalan birçok mirası bugün ziyaretçilerine cömertçe sunuyor. Şehirde Osmanlı’dan kalma tam 612 tarihi eser mevcut. Bunlardan en ünlüsü ise şüphesiz Selimiye Camii. Mimar Sinan’ın en muhteşem eseri olan, “ustalık eserim” dediği Selimiye, II. Selim tarafından yaptırılmış. Camiye gelir sağlaması için yaptırılan arasta da görülmeye değer. Selimiye Arastası içinde 124 dükkânın olduğu 73 kemerli bir yapı. Buradan sonra Saray İçi Balkan Savaşı Şehitliği’ni ziyaret edebilirsiniz. Her mevsim Edirne’ye gelen ziyaretçilerin en çok ziyaret ettikleri noktalardan olan şehitlik Balkan Savaşında şehit olan askerlerimizin anısına 1939’da inşa edilmiş. Ata sporumuz olan güreşin henüz Karakucak olarak adlandırıldığı dönemlerde bu sporu daha rahat yapabilmek amacıyla inşa edilen Kırkpınar Er Meydanı Edirne’de ziyareti hak eden yerlerden. Rüstem Paşa Kervansarayı, IV. Mehmet Av Köşkü, Hıdırlık Tabyası, Bayezid Köprüsü ve daha adını sayamadığımız onlarca yeri Edirne’de ziyaret edebilirsiniz. Öte yandan Edirne’deki tarihi ete kemiğe bürünmüş bir şekilde görmek isterseniz yönünüzü Edirne Arkeoloji ve Etnografya Müzesi’ne çevirin. Burada çok eski tarihlerden kalma fosiller, kalıntılar dışında tarihi dönemleri ve olayları canlandıran heykeller gerçekliği artırma konusunda oldukça başarılılar. Edirne merkezde konaklamayı düşünüyorsanız eğer hemen şimdi Edirne otelleri sayfasına göz gezdirebilirsiniz.

Gala Gölü Milli Parkı

Henüz genç bir milli park olan Gala Gölü milli parkı adeta bir kuş cenneti. Barındırdığı kuş sayısı ve çeşitliliği her geçen gün artan Gala Gölü Edirne sınırları içerisinde mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerden. Göl içerisinde 111 ayrı türden yaklaşık 44 bin kuş yaşıyor. Nesli tehlike altına girmiş veyahut ender görülen kuş türlerini barındırasından dolayı Gala Gölü Milli Parkı hem ülkemiz hem de dünya açısından önemli bir konuma sahip. Milli park içerisinde doğal dokuya zarar vermemek kaydıyla bisiklet, yürüyüş, piknik, gözlem ve doğa fotoğrafçılığı gibi aktivitelerin gerçekleştirilmesine izin veriliyor.